Zombi Günlükleri 1. Bölüm - Başlangıç

Posted on Cum 17 Nisan 2015 in Yazar Adayı

Hayallerimden birinin ilk defa gerçekleştiğini gördüğüm için mutluyum, ama bu benim için çok kötü bir durum...

Öncelikle koşma konusunda yetenekli olmadığım gibi güç ve çevikliğin yanımdan geçmediğini söyleyeyim.

Hayallerimin gerçeğe dönüştüğünü pencereden izlerken talihsiz bir adamın daha zombilerin saldırısına maruz kaldığını görerek ürperdim. Aslında sayısız kez şahit olduğumdan artık ürperecek halim de kalmadı. Evet!.. Hayalim, zombilerle dolu bir dünya da hayatta kalma mücadelesi vermek, ve bu tehdidin sonunu görecek kadar yaşamaktı. Ancak bu hayalin devamı için gereken şeyler; yani hayatta kalmak için bir insanda olması gerekenler bende pek mevcut değildi. En azından şimdi bakınca yanıldığımı anladım...

Olaylar ilk çıktığında, depoladığım yiyeceklerin bitmemesi ve tehlikeye olabildiğince geç atılmak için neredeyse aç yaşıyordum. Vasat geçen hayatımın yörüngesini değiştirmek gibi bir cesaretim yoktu o zamanlar. Ne yapacaktım?.. O günden bu yana tam altı ay geçti. İlk iki hafta eve kısılı kalmış olarak yaşadım ve olayların kısa sürede bitmesi için umutsuzca dua ettim. Umutsuzca... Çünkü daha olayların yeni başladığına adım gibi emindim. Adım mı?.. Adımı boş verin... Ne de olsa tarih beni yaptıklarımla anmayacak... Ama size neler olduğuna dair bilgim kadarıyla şu ana kadar olmuş olanları aktarmaya çalışayım...

Şehir içinde, ama sakin bir semtte, babadan kalma evde tek başıma yaşıyordum. Annem, beni doğururken öldüğünden anne sevgisi görmeden babam tarafından büyütüldüm. Oldukça sessiz asosyal bir kişi olarak büyüdüm ve öyle kalmaya da devam ediyorum; ne arkadaş, ne sevgili var sizin anlayacağınız -Şu durumda da aksi bir gelişme beklemiyorum... Bu kişilikle nasıl olduysa bir üniversite bitirebildim ve kendi geçimimi sağlayacak kadar kazanç getiren bir iş bulabildim. Her ne kadar kişiliğim yüzünden zor zamanlar yaşasam da değişme gibi bir gelişme olmadı.

Tabii işim bilgisayarla olduğundan asosyallikte zirveye çıkıyorum... Ama bunun bir önemi yok... Hızlı bir şekilde olayın başlangıcına gelmeye çalışacağım...

12 Ağustos 2014 günü çoğu zaman olduğu gibi, fazla mesaiden dolayı havanın kararmasına yakın otobüs durağında otobüsten inip eve doğru yola koyuldum. Evde kendime yemek hazırladığım sırada açık pencereden telaşlı sesler işittim. Birileri korku dolu seslerle koşuşturup duruyordu. İlgimi tekrar önümdeki ocakta ısınmak üzere olan yemeğe verdim.

Güzel bir yemekten sonra televizyonun başına geçtim ve haberleri gösteren bir kanalı açtım. Son dakika olarak verilen haberde bulunduğum semtin görüntüleri vardı. Garip görünümlü insanlar etrafta bulunan insanlara saldırıyor ve yakaladıklarını ısırıyorlardı. Sokaktan işittiğim sesleri hatırlayınca olayın gerçekliği büyük oranda kesinleşmiş oldu. Gerçeği kavrayınca; ilk ne yapacağımı bilmeden kalakaldım. Sonra kalp atışlarımın hızlandığını; küt küt edişini göğüs kafesimde hissettim. Televizyonda ise bu olayın sadece oturduğum semtte değil; il genelinden öte, bütün Türkiye'ye yayılmış olduğunu söylüyordu muhabir. Daha sonra gelen son dakika haberinde ise zombi adı verilen değişmiş insanların tüm dünya da hızla yayıldığı bilgisi geçildi... Bu durumda ülkemizle sınırlı kalmayan bir afet hızla yayılıyordu.

İlk haftalardaki güvenlik güçlerinin etkili mücadelesi zamanla gücünü yitirmişti; başta yükselen silah sesleri şimdilerde hatırlanmıyor artık... Askeriye çoğu nüfusun zombiye dönüşmesinden sonra toplu halde bulunan zombileri bomba yağmuruna tutmaya başladı. Ancak tahmin etmesi mümkün olan bir nedenle bu olayın da sesi kesildi. Kısa sürede; medya, askeriye, polis güçleri... Hiçbir kurum yaşamayı başaramadı. Şimdi herkes kendi mücadelesini vermek zorunda...

Peki, şimdiye kadar ben ne mi yaptım? Tabii ki; hayatta kalma mücadelesinin içerisindeydim... Anladım ki; insanın canı tatlı olunca, bir şekilde asosyalliğin getirdiği olumsuz davranışlardan sıyrılmayı başarabiliyormuş. Hayatta kalma iç güdümün zombilerin çıktığı zaman, ne kadar güçlü olduğunu anladım. Masa başı işin getirdiği olumsuzlukların başında hiç kuşkusuz vücudu hantallaştırması geliyordur. İşte ben de bu sorunla hayatta kalma mücadelesine atılmıştım. Bu zamana kadar bir zombi tarafından yenilmememin bir nedeni varsa hantallıktan kurtulmam değil, çok sessiz hareket etmemden ve çoğu kişinin aklına gelmeyecek yerlerde saklanmamdandır. Bunu da hayatta kalma iç güdümün güçlü olmasına yoruyorum.

İnsanlardan geriye pek bir şey kalmadı... Son bir aydır zombiler tarafından zombileştirilen orta yaşlı bir adam ile zombiye dönüşecek kadar şanslı olamayan; yirmili yaşların başında görünen, güzel bir kızdan başka hiç insan ile karşılaşmadım. Zavallı güzel kızdan da geriye pek bir şey kalmamıştı; sanırım genç olduğundan eti lezzetli gelmişti zombilere... Bazen iştahları aşırı olabiliyordu...

Zombilere gelince... Zombi filmlerindeki klasik; yavaş, ama kalabalık olmalarının verdiği avantaj çoğalmalarının sebebi oldu. Tabii ısırmaya çalışan bir insanı nasıl engelleyeceğini bilmeyen insanlar dönüştükleri şeyin nüfusunu artırmaktan öteye gidemediler. Benim gibi nadir şanslı insanların da bir yerlerde yaşama mücadelesi verdiğine inanıyorum. Neyse ki; öldürülmeleri de oldukça basit: kellelerini uçurmak!.. Öldürülmeleri basit olan bu yaratıkların nasıl bu kadar çoğaldığını soracak olursanız ki; soracaksınız, cevabı basit: Korku! Öcüden korkan bir neslin zombiden korkmaması garip olurdu doğrusu. Elin ayağın titrerken nasıl olacaktı da aklını sağlıklı bir şekilde kullanacaktın?

Bu notu yazdığım tarih 13 Şubat 2015, Saat 22.40. Bundan sonrası ise ölene kadar yaşadıklarımı konu alacak. Böylece bir gün ölürsem birileri bu notlarımı bulacak ve neler yaşadığımı öğrenecek... Bu da başka bir hayal...