Zombi Günlükleri 4. Bölüm - Son

Posted on Sal 28 Nisan 2015 in Yazar Adayı

Tek mermi... Tek mermi ile üstümüze çöken ilk zombinin beyni dağılmıştı. Sesin şiddetinden duraklayan diğer zombiler başlarını sesin geldiği yöne çevirmişlerdi. Ardından başlayan mermi yağmuru ise sandığımız gibi değildi. Sesi sonuna kadar açılmış bir müzik setinin? hoparlörlerinden gelen bir ses efektiydi. Yine de zombilerin dikkatini çektiği için bizim için yeterli olmuştu.

Dörtyol ağzında üzerimize çöreklenen zombiler batı yönüne giden yola doğru yönelmişlerdi. Almila'nın üstünden kalkıp, elinden de tutarak ayağa kalktım. Bizden adım adım uzaklaşan zombileri izleyerek, kurtarıcımızın kim olduğunu görmeye çalışıyorduk. Yolun ilerisinde bagajı açık bir aracın üzerinde dürbünlü tüfek ile nişan almış birisi duruyordu. Tüten dumanın yoğunluğundan sigara içtiğini anlamak zor olmadı. Zombiler bizden uzaklaşıp kurtarıcımızı yakalamak üzere ilerlerken, kurtarıcımız endişeye kapılmadan aracının üzerinde bağdaş kurdu. Taa ki; zombilerle arası beş metreye kadar kısalınca ağzındaki sigarayı zombilere doğru iki parmağı ile fırlattı. Yere düşen sigara yerin alev almasına neden oldu ve tüm zombilerin alevlerle sarılmasına neden oldu. Anlaşılan zombiler Almila ile beni yemeye çalışırken kısa sürede bu tuzağı hazırlamıştı. Ne de olsa benzin uçucu idi...

Kısa süre sonra alevler söndü ve kömürleşmiş zombilerden tüten leş kokusu etrafımızdaki havaya iyice hakim olmuştu. Tüfeğini omzuna atarak kömürleşmiş zombileri eze eze yolu geçti ve yanımıza vardı. Yüzünde alaycı bir ifade vardı. Sigarasını sola doğru bakacak şekilde, izmaritini ısırmıştı. Küçük, dikdörtgen şeklindeki gözlüğünün ardından, önce beni, sonra Almila'yı süzdü. Sonra boş eliyle sigarasını tutup iki parmağıyla gerisindeki kalıntıya fırlattı.

“Hmm... Sanırım az daha ölüyordunuz,” dedi, kıkırdayarak. “Tuzağımı uygulamaya başlarken sizin marketten çıktığınızı ve mücadele ederek kaçmaya çalıştığınızı görünce biraz seyredeyim dedim... İnsan bu zamanda pek bu tür şeylere şahit olamıyor ne de olsa.” Kıkırdaması kahkahaya dönüşmüştü.

“Ah!.. Neyse ki; ölmediniz...”

“Bizi kurtardığınız için teşekkür ederiz,” dedi, Almila, yorgunluktan bitmiş kollarını ovuşturuyordu.

“Evet,” dedim, “Teşekkür ederiz...”

“Buna gerek yok,” dedi. Gülmesi durmuş biraz ciddi bir ifadeye bürünmüştü. “Neyse ki; tek mermi harcadım. Aksi halde parasını ödemek zorunda kalırdınız.” Tekrar gülmeye başladı. “Neyse ki; bu devirde para bir işe yaramıyor...” Yüzümüzdeki ifadesizliği görünce, “Neyse... Sanırım güzel bir espri değildi,” dedi.

Adam bize arkasını dönüp gerisin geri aracına doğru yürümeye başladı. Arkasından seslenmemize rağmen geriye dönmedi ve araca binip arabayı çalıştırdı. Karbon yığınının üzerinden geçerek yanımızda durdu.

“Yaşamak istiyorsanız batıya gidin,” dedi adam, batıyı işaret ederek. “Batıya...”

Bize gitmemiz için gösterdiği yönün tam zıttı yönde arabasını sürdü. Almila ve ben, adam gözden kaybolana kadar onu izledik. Gözden kaybolunca bir iç çekip karşılıklı bakıştık.

“Rüzgar gibi geldi ve geçti,” dedim.

“Kafayı yemiş galiba.”

“Bilmiyorum, ama olağandışı biri olduğu kesin. Ne dersin, batıya yönelelim mi?..”

Etrafımıza son bir kez baktıktan sonra yüklerimizi arabanın arka koltuğuna bırakıp arkamıza bakmadan batıya doğru yol aldık. Alacakaranlık başladığında güneşin battığı yerde denizi gördük. İçimi mutluluk sardı ve farkında olmadan tebessüm ettim.

Denizin yüzeyinde irili ufaklı ışık kaynakları vardı. Demek ki birileri yaşıyordu ve sığınacak uygun bir yer bulmuşlardı. Çok geç olmadan bizim de oraya gitmemiz gerekiyordu çünkü hava iyice kararmaya başlamıştı. Aydınlatma olmadığından yanlışlıkla bir zombi sürüsüne denk gelebilir başımıza iş alabilirdik. Denize doğru giden en kısa yoldan hızla ilerlemeye başladık. Arabanın farının aydınlattığı yerler dışında hiç bir yer seçilmiyordu. Çok geçmeden yerleşim alanına vardık ve yolda kalan, kaza yapıp alevler içinde kalmış araçlar yüzünden hızı düşürdüm. Daha dikkatli bir şekilde sürerek şehir içinden geçmeye başladım. Tuhaf bir şekilde etrafta zombi de görünmüyordu. Kazasız bir şekilde sahile varacağımızı umuyordum. Nitekim de öyle oldu: Sahile vardık. Deniz bir kaç metre önümüzdeydi. Birkaç yüz metre mesafede ise irili ufaklı bir kaç gemi etrafını aydınlatarak demir atmış duruyordu. Yalnız karada her hangi bir canlı yok gibiydi. Bu karanlıkta riski göze alıp kendimizi duyurmak da istemedik. Tek çaremiz sabaha kadar güvenli bir yer bulmaktı.

Ses çıkarmadığımız sürece aracı kitleyip içinde güvenli bir şekilde sabahı edebilirdik. Kapıları kilitledim ve Almila'ya isterse uyuyabileceğini benim tetikte bekleyeceğimi söyledim.

“Hayır! Ben de uyumayacağım. Güneşin doğuşunu görmek istiyorum. Gemiler kurtuluşumuz olacaksa eğer uyuyarak bu anı kaçırmak istemiyorum.”

Israr etmedim. İkimiz birlikte şafağı görene kadar tetikte olmaya karar verdik.

Saatler ilerledi ama hiç bir zombi görünmedi. Ya bunlar da zamanla birbirini yemeye başladı ya da gemidekiler şehri zombilerden temizledi. Şafağa bir iki saat kala tehlikelerden tamamen kurtulacağımız umudunun artmasıyla dikkatimiz azaldı ve daha rahat davranmaya başladık. Ara sıra kısa süreli sohbetler ettik.

“Neredeyse sabah oldu,” diyerek bir sohbet daha açtı Almila. “Zombilerin bu şehirde kalmadığına neredeyse eminim. Artık gemilere ulaştığımız zaman başlayacak olan yeni hayatımız için hayal kuruyorum. Yastığa kafamı koyduğumda yenmeyeceğimi bilerek rahat bir uyku çekmeyi uzun zamandır düşlüyorum. Sence gemiye çıktığımız da neler değişecek?”

“Rahat bir uyku dışında hiç bir şey,” dedim ruhsuzca. “Güvende olsak da gemiye kısılıp kalacağız. Eski günler geri gelmeyecek ve bir gün zombilerin önümüzde duran gemilerde ortaya çıkma ihtimalini düşünüp tedirgin olacağız.”

“Senin bugüne kadar olumlu bir cümle kurduğunu görmedim! Nasıl birisin sen?”

“Sen bana bakma. Doğma büyüme böyleyim. Birazdan birileri bizi fark edecek ve gemilerine almak için bir sal ve ya bot yollayacaklardır.” Umarım öyle olur... diye içimden ekledim.

Tan ağardı ve etrafımız rahatça görülmeye başladı. Almila ile birlikte arabadan indik ve iskeleye çıkıp gemilerin olduğu tarafa kollarımızı açıp hareket ettirerek kendimizi fark ettirmeye çalıştık. Sesimizi çıkarmıyorduk çünkü zombi olma ihtimalini göz ardı edemiyorduk.

Dakikalar geçti ama karşı tarafta her hangi bir hareket gözlemleyemedik. Almila da sorar gözlerle bana bakıyordu. Sanırım korktuğum başımıza geliyordu.

Ne karada ne denizde hiç bir hareket yoktu. Boş ümitlerle beklemektense harekete geçmeye karar verdim.

“Gel benimle... Kayık bulup gemilerden birine çıkacağız. Kimse yoksa ve temiz ise bizim için iyidir. Zombi varsa ve aşırı değilse de temizleriz ve güvenli bir şekilde yaşayacağımız bir yuvamız olur. Gel hadi!”

Almilayı peşime takıp sağlam bir kayık aradık. Çok sürmeden su da sallanan çok yıpranmamış bir kayık çıktı karşımıza. Kayığa bindik ve ben küreklere asılarak denize, gemilere doğru kürek çekmeye koyuldum.

İçlerinden en küçüğüne; bir yata doğru yöneldim. Yaklaştım... yaklaştım... Ve vardım. Kayığa bağlı halatın diğer ucunu yattan aşağı sarkan merdivene doladım ve acemice bağladım. Yatın içinde her hangi bir ses, hareketlilik yoktu. Öne atılarak merdivene ayağımı atıp tırmandım. Güverteye çıktım etrafa bakındım. Güvenli hissedince Almilaya gelmesi için seslendim. O da kısa süre sonra güvertedeydi. Almila'ya;

“Sen burada bekle ben de içini bir kontrol edeyim. Güvenliyse artık yeni evimiz burası olacak!”

Almila onaylar şekilde başını oynattı. Elimde beysbol sopası, tetikte iç güverteye girdim. Yat aşırı lüks olmasa da ortalama bir ev büyüklüğündeydi. Bir ev gibi de döşenmişti. Hemen yavaşça kamaraları kontrol etmeye başladım. Heyecanlı ve korkarak ilk kamaranın tokmağını çevirdim.

Bir... iki... üç... Üç kamarada da görünürde zombi yoktu. Dümen zımbırtısının olduğu yer de temizdi. Dış güverteye doğru giden koridora ağır adımlarla yöneldiğimde rahat bir nefes aldım ve gevşedim. Artık zombi tehdidine karşı tetikte olmaktan kurtulmuştuk. İç güverteye ulaştığımda arkamdan hırlama sesi geldi. Ani bir refleksle elimdeki beysbol sopasını geriye doğru dönerek savurdum, ama sadece havaya savurmuş oldum. O hızla dengemi koruyamadım ve tam tur atmış oldum. Dengemi sağladığım sırada ise sol baldırımda bir acı hissettim. Tekrar döndüm ve küçük bir erkek çocuğunun bacağıma yapıştığını gördüm. Hemen elimle ittirdim ve beysbol sopasını kafasına indirip dağıttım. Canımın acısıyla bacağıma ellerimi götürdüğümde beysbol sopası elimden düştü. Bacağımı tutup sekerek oturacak yer ararken içeri Almila girdi. Beni ve yerde cansız yatan zombi çocuğu gördü. Hızla yanıma geldi ve diz çöktü.

“Üzgünüm!” dedim. “ Üzgünüm... Seni yalnız bırakmak istemezdim.”

“Öyle konuşma hemen! Önce bir yarana bakayım.”

Almila, zombinin dişleriyle pantolonumda açtığı yırtığı iyice genişletti ve yarama baktı. Görebildiğim kadarıyla zombi, çocuk olduğundan etimi kopartamamıştı ama hatırı sayılır bir kan akıtmasına yol açmıştı. Almila aniden ayağa kalktı ve yatın bir ucundan diğer ucuna koşturmaya başladı.

“Ne yapıyorsun?” dedim sızlanarak.

“Hareket etme! İlk yardım malzemesi arıyorum.”

Kısa süreli arayıştan sonra Almila elinde sargı bezi, gazlı bez ve iki şişeyle geldi.

“Oksijenli su ve tentürdiyot var. Hangisini süreceğim? Tentürdiyot için zararlı diyorlar...”

“Ne fark eder! Nasılsa gidiciyim sür birini!” diye çıkıştım. Almila oksijenli suyu gazlı beze döküp yarama bastı. Oksijenli suyun etkisiyle az da olsa canım yandı. Acı gidince Almila sargı beziyle yaramı sıkıca bağladı.

“Umudunu yitirme,” dedi Almila, “Gördüğümüz gibi zombiler yeryüzünde bir şekilde yok oluyor. Belki de buna sebep olan neyse etkisini yitirdi ve-”

“SUS!.. Lütfen... Tamam, dediğine uyacağım. Yalnız her ihtimale karşı önlemimizi alalım. Umulmadık bir anda zombileşip sana saldırmayım.”

“Tamam,” dedi Almila gülümseyerek ve bana sarıldı. Ürkekçe saçını okşadım.

Her ne kadar Almila'ya o sözleri söylesem de ben zombiye döneceğimi hissediyordum. Bu satırları yazmak için dinlendikten sonra ayağa kalkıp defter ve kalem aradım. Dümenin olduğu yerde defter yerine ajanda buldum ve uygun bir yere geçip kapağını açtım. Kalemimle bu satırları siz okurken benim şimdiki zamanım oluyor. Başımdan geçenleri kaba taslak da olsa anlattım. Eğer bu ısırık yüzünden zombiye dönüşmezsem yazmaya devam ederim. Eğer yazmamışsam...

Şimdi Almilayı çağırıp bu ajandayı ona emanet edeceğim. Bana bir şey olursa Almila tek başına yola devam etmeli. İçimde garip bir his var. Çabuk olmalıyım...

29 Mart 2015

Adım Almila. Bugün onun öldüğü gün. Ajandayı bana emanet ettikten yarım saat sonra terleme ve ateş baş gösterdi. Sonunun geldiğini anladığında bana karşı bir tehdit oluşturmamak için yatın dışında o anın geldiğini anladığında denize atlamak için uygun yerde bekledi... Ve kendini suya bıraktı. Beni zombilerden kurtaran adamın sonu böyle oldu. Artık yalnızım ve tek başıma ne yapacağımı bilmiyorum. Düşlediğim günleri görebilirsem eğer anılarımı bugünden itibaren yazacağım ve onu hep hatırlayacağım.